Ana sayfa Köşe Yazıları KİMİN KİMİ YİYECEĞİNE SUYUN AKIŞI KARAR VERİR.

KİMİN KİMİ YİYECEĞİNE SUYUN AKIŞI KARAR VERİR.

“Sular yükseldikçe balıklar karıncaları yer, sular çekildikçe de karıncalar balıkları yer. Kimse bugünkü üstünlüğüne gücüne güvenmemeli… Çünkü kiminkimi yiyeceğine suyun akışı karar verir.” Afrika Atasözü

 

Hayattaki birçok mücadeleyi özetleyen ve kazananı belirlemede koşulların çoğu zaman tarafların kendi güçlerinden daha etkili olduğunu belirten bu Afrika Atasözü bugün de THY’de çalışanların ücretinin belirlenmesi mücadelesindeki durumu çok net özetliyor aslında.

 

2018 yılında tüm dünyada pilot ihtiyacının olduğu ve yurtdışında 15-20.000 USD seviyelerinde iş imkanlarının bulunduğu bir süreçte o dönem ABD ile yaşanan krizin de etkisiyle Amerikan Doları 7 Türk Lirası seviyesine ulaşmış ve THY’nin kaptan pilot maaşları 6-7.000 USD seviyelerine düşmüştü. Bu durum başta yabancı pilotlar olmak üzere birçok pilotun THY’den ayrılmasına veya ayrılmayı düşünmesine yol açmış ve THY yönetimi elindeki pilotları kaçırmamak için Hava-İş Sendikasının kapısını çalarak pilotlara zam yapmayı teklif etmişti. Hatta öyle ki 2018 yılındaki ilk zam yetmemiş ve son baharda ikinci zam yapılarak pilot maaşları Türk Lirası bazında yaklaşık yüzde 50 artırılmıştı. İlk zamda başka gruplar için de imtiyazlar elde eden sendika yönetimi (Kabin amirliği tazminatı, İSG’cilere, dispeçerlere ve diğer birçok gruba ek kazanımlar) ikinci zamda diğer gruplar adına bir talepte dahi bulunmadı. Sendikacılık tarihinde işverenin işçi sendikasına gidip ücret artış talebinde bulunması çok istisnai bir durum olmasına rağmen o günkü piyasa koşullarından dolayı THY mecbur kaldı ve artışlar gerçekleşti.

 

2020 yılına gelindiğinde her şey güllük gülistanlık iken Çin’den başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan ve şimdiden modern tarihin en büyük ekonomik krizine yol açan Coronavirüs belasının en çok vurduğu sektörlerden biri turizm oldu. Mart ayına gelindiğinde artık sokağa çıkma yasakları başlamış ve nisan ayında da hayat tamamen durma noktasına gelmiş tüm uçuşlar durmuştu.

 

Dünyanın birçok ülkesinde işsizlik rakamları yüzde 20-30’lara fırlamış veya çalışma koşulları değiştirilmiş idi. Türkiye’de Devlet, Kısa Çalışma Ödeneğini (KÇÖ) çıkararak duruma çözüm bulmaya, günü kurtarmaya çalışmış ve halen de bunu uzatarak işsizlikle mücadele etmeye çalışmaktadır. Bu durumun ne kadar süreceği tam olarak belli olmamakla birlikte önümüzdeki birkaç ay daha (en azından sektörel bazda) devam ettirilecek gibi gözüküyor.

 

Türk Hava Yolları da bu süreçten tüm rakipleri gibi çok ciddi etkilenmiş ve etkilenmeye de devam etmektedir. İyi senaryolarda bile 2020 sonunda yüzde 50 kapasite kullanımları konuşulmaktadır. Bu süreçte Lufthansa ve British Airways gibi serbest piyasanın merkez ülkelerindeki havayolları bile devlet yardımlarına veya işçi çıkarmalarına başvurmakta ve hayatta kalma mücadelesi vermektedirler. THY yönetiminin bu konuda başarısız olduğu ve yapabileceği başka şeyler varken onlara yoğunlaşmak yerine personel ücretlerine göz diktiği konusu gerçek olsa dahi yazımızın konusunu ilgilendirmediği için bu konulara girmeden doğrudan personel konusundaki tutumunu ele alacağım:

 

İlk olarak KÇÖ ile durumu kurtarmaya çalışan THY yönetimi hala kamunun etkisinde olmasının da etkisiyle işçi çıkartmayı (hukuken yasak olsa dahi tek taraflı ücretsiz izin de bir nevi işçi çıkartma olduğu için) düşünmek yerine sendika ile masaya oturup ücretleri düşürmeyi planlamış ve bu konuda farklı alternatifler tartışılarak sendika ile bir formülde uzlaşılmış idi.

 

Uzlaşmanın ana omurgasını 2018 yılı başındaki ücretlere dönülmesi oluşturuyordu. Bu şekilde yerdeki personel ücretlerinde yüzde 30’larda indirim yapılırken pilotlarda bu oran yüzde 50’lere ulaşıyordu. İkramiyeleri de ekleyince oran daha da artmaktaydı. Ancak son dakikada hatta bazı haber sitelerinde anlaşma sağlandı diye haber çıkmışken daha sonra anlaşma sağlanamamış ve taraflar birbirlerini suçlayarak masadan kalkmışlardır.

 

Ancak THY gerek kapsam dışı personeline gerekse yurtdışı personeline bu teklifini imzalatarak kapsam dışı ve yurtdışı personeli ile bir şekilde mutabık kalmış ve sorunu çözerek yoluna devam etmiştir. Diğer taraftan büyük çoğunluğu oluşturan sendikalı personel ve özellikle uçuş işletme tarafı diken üstünde devam etmektedir ve belirsizlik en çok onları etkilemektedir. Ayrıca THY mevzuatın kendisine tanıdığı imkanlardan da faydalanarak anlaşma imzalansa çok daha fazla ödeyeceği rakamı ödemeyerek işini devam ettirebilmektedir. Bu durum da bu mücadelede THY’den ziyade sendikayı zorda bırakmaktadır. Sendikanın verdiği göz boyamaya yönelik girişimler (ilerleyen yazılarda onlara da değineceğim) aslında üyeleri düşünmekten ziyade kendilerini düşünerek yaptıkları hamlelerden başka bir şey değildir.

 

Ortada tek gerçek var: 2018 yılındaki ortam olmadığı için THY ücret kesintisi yapacak ve bunun anlaşmasının resmi olarak gecikmesi de huzursuzluğu artırmaktan başka bir işe yaramayacak. Çünkü ücreti ve çalışma koşullarını sendika veya işveren değil piyasa koşulları belirliyor. Bugün maaşlar konusunda çalışanların eli maalesef zayıf ve kısa vadede de değişecek gibi gözükmüyor. 2 yıl önceki gibi 15-20.000 USD maaşlar serbest piyasada tekrar ne zaman gündeme gelirse şirket de o zaman kesenin ağzını açmak zorunda kalır.

 

Yukarıdaki Afrika Atasözünü hatırlatarak yazımı bitiriyorum

Kiminkimi yiyeceğine suyun akışı karar verir.

BİR CEVAP BIRAK