Arkadaşımın reçetesi ile 3. yazıya devam ediyorum.

“Ayak sesleri yıllardır gelmesine rağmen kendisini görene kadar aldırış etmediğimiz ve şu günlerin popüler konusu olduğu için yazıyı tamamlamak istedim.

Aşağıdaki maddelerin hiç biri kısa vadeli, etkisini hemen görebileceğimiz konular değil. Direk ve anlık etkisini görebileceğimiz müdahalelerin kalıcı olduğuna inanmıyorum. Bence uzun vadede etkisini gösterecek ama kalıcı bir sistem haline dönüşecek reformlara ihtiyaç var… Tüm bunların sadece birer hedeften ibaret olması sonucu değiştirmeyecek. Yıl yıl alt hedefler tanımlanarak gelişimi gerçekçi bir biçimde takip edilmeli.

1-Adalet

Ülkedeki herhangi bir problem veya gelişme alanı gösterseniz yazacağım ilk başlık adalet olur. İster sağlık, ister eğitim, ister ekonomi her ne olursa olsun… İnsanın fıtratında en önde gelen ihtiyaçlardan birisi kendini güvende hissetmesi… Bir yerden bir yere gitmek için on farklı alternatif olsa uzun soluklu bu yolculukta ilk dikkat edeceğimiz hususların başına güven geliyor. İnsanın başına bir kötülük gelmeyeceğini bilmesi veya gelse dahi mağdur olmayacağının garanti altında olması… Ancak insanüstü ve evrensel hukuk kurallarını içinde barındırarak herkes için eşit bir biçimde uygulanması ile sağlanabilir.

Tarihin posasıyla uğraştığımız için maalesef Osmanlı deyince aklımıza genelde mehter marşı gelse de; Fatihin kolunu kestirebilecek seviyedeki adalet anlayışıyla ayakta durabilmiş onlarca millet, dil, din bir arada. Benzer şekilde 2000 yıllık Roma’ya da en azından kendi ülke sınırları içerisinde bu gözle bakmak lazım…

Kendini güvende hisseden iç/dış yatırımcı uzun vadeli plan yapmaktan korkmaz. Yarın başına ne geleceğinden endişe etmez ve adaleti tesis etmekle görevli kurumları formalite olarak görmez. Tam tersi ortamda ise kısa vadeli, üçkâğıt temelli, şahsi yakınlığa dayalı vur kaç işler sadece toplumun dar bir kesimini zengin eder ancak toplu kalkınmayı tetiklemez…

2-İntikam alma; sen-ben çekişmesinin bitmesi

Garip gelebilir ama ekonomik konular özellikle psikoloji ve sosyoloji gibi alanlarla çok iç içe geliyor bana. Örneğin günlerdir bir tane bile insanın içini açacak haber okumadım. Müthiş bir negatif elektrik pompalanıyor. Maddi durumundan bağımsız herkes diken üstünde. Bu durum defansif bir konuma itiyor insanı. Umutla ve iyimser bir havada uyanamadığımız sürece bırakın risk alıp uzun vadeli hedefler kurmayı, günü kurtarmak dışında amacımız kalmıyor. Uzlaşmaya açık, gerginlikten uzak, güven aşılayıcı ortam ve söylemlerin bile ekonomik göstergelerin düzelmesi için çok büyük bir adım olduğun düşünüyorum.

Sadece son 10-20 yıl değil daha öncesinden bu yana; tabiri caizse kan davasına dönmüş bir toplumsal yapı var karşımızda. Birileri gücü elde etmiş ve o güç uğruna zulüm etmiş. Sonra ezilen, hakkı yenen nesiller öfkeyle intikamla büyümüş. Güçler yer değiştirdiğinde bu sefer zulme uğrayan zulmeden olmuş. Kısır bir döngüye girmiş toplum. Sol görüşlü biri namazla dalga geçmiş, sağ görüşlü olan başörtüsü olmayan birine laf etmiş. Dünya görüşü zıt gibi gözükse de kültür aynı kültür… Kendi adıma bu olaylardan ders çıkarıp farklı görüşlere saygılı bir arada yaşayabilen, haksızlığa uğrasa da Allaha havale ederek geçmişe sünger çekebilen, liyakat temelli bir anlayışa sahip olabilmeyi istiyorum.

Çekişmelerden uzak, enerjisini birbirine değil ülkeye harcayan toplumların ekonomik yönden de çok daha istikrarlı bir yapıya kavuşacağına inanıyorum. Yoksa toplum gibi ekonomide de sinüs eğrisine talim…

3-Bulunduğun yeri bilme

Yine insanlar gibi toplum ve devletlerin de kendini bilmesi bence meselenin yarısı. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da hep uçlarda gidip geldik. Ya ülkemizi dünyanın lideri zannettik ya da bizden hiçbir halt olmaz dedik. Ben ikisine de inanmıyorum. Teknoloji, eğitim, üretim, sanat, spor, ekonomi vb. alanlarda gelişmiş ülkelerin on yıllarca gerisindeyiz. Ağır sanayi, elektronik donanım trenlerini kaçırdık ve maalesef dünyada bizi temsil edecek bir tane markamız yok. Buna THY dahil.

https://data.oecd.org/

Ancak bu durum hiçbir potansiyelimiz olmadığı anlamına gelmiyor. Her ne kadar nüfusunun kalabalık olması nedeniyle ortalama yaşam koşullarının çok kötü olmasına rağmen stratejik bazı plan ve kararlarla yazılım-medikal sektöründe Hindistan adından söz ettirebiliyor. Benzer şekilde nüfus ve potansiyele göre hangi sektörlere yönelebiliriz; hangilerinde ciddi bir fırsatımızın olduğunu tespit etmek lazım. İhracatın katma değerli ürünlerle artırılması ve ithalatın azaltılmasına yönelik sektör spesifik alanlar belirlenmeli… Bu alanlar mutlaka vergi, alım garantisi gibi teşviklerle desteklenmeli.”

BİR CEVAP BIRAK