THY düşerken serisi okuyuculardan çok ilgi gördü. Devamında nasıl kurtulur sorusuna cevap arayacaktım ki, birkaç gün önce yurtdışında iş seyahatinde otel odamda dinlenirken telefonum acı acı çaldı. Arayan alanında otorite olduğuna inandığım ekonomist bir arkadaşımdı. Belli ki yurtdışı seyahatinde olduğumu bilmiyordu yoksa bu şekilde gece yarısı rahatsız edecek birisi değildi. Telefonu açtım. Ekonomist arkadaşım heyecanla THY düşerken yazılarımı okuduğunu çözümü ile ilgili nacizane bir şeyler karaladığını ve bana email attığını söyledi. İnceleyip bana geri dönüş yapar mısın dedi. Açıkçası meraktan uyuyamadım sonrasında. Kalktım tüm yazıyı baştan sona okudum. Tek kelimeyle harikaydı. Bana söyleyecek ekstra bir şey bırakmamıştı tahmin ettiğim gibi. Arkadaşımdan izin alıp yazıyı seri halinde sizinle bu köşede paylaşacağım. Başka bir reçete var mı, bence yok. Okuyun siz karar verin.

Arkadaşım diyor ki THY demek Türk ekonomisi demek. Ekonomi düzelmeden THY düzelmez. Öyleyse reçete önce ekonomiye yazılmalı. Aynen alıntılıyorum.

“Düşüncelerimi 3 başlık altında toplamaya çalıştım Furkan.

İlki hayatımızda şahit olduğumuz ve ismi tescillenmiş olan 2001 ekonomik krizi ile günümüzü karşılaştırmak. İkinci kısım bundan sonra bizi neleri beklediği ile ilgili tahminler. 3.sü ise ayağı yeri sağlam basan ve uzun süre ayakta kalabilecek ekonomik vizyon için nerelerin yapılabileceği ile ilgili.

1) 2001 vs 2016

Karşılaştırmanın nedeni olayları değerlendirirken bence bir referansa bağlama gerekliliği. Çünkü örneğin kriz kelimesi çok subjektif bir kavram. İlkinin ismi tescillendiği ve hepimizin canlı şahidi olduğu için bence faydalı bir referans.

– En önemli boyutlardan biri o dönemde dalgalı kurun olmaması. Ve döviz sürekli bir baskı altındaydı. Belki de belirtilen kur gerçekten uzak sanal rakamlardan oluşuyordu. Ve bu baskılama birkaç gün içinde patlamaya dönüştü. Kısaca o zaman kaynar suya atılan kurbağa gibi zıpladık. Şimdi ise suyun içinde alttan ısıttılar bizi ve etkisi diğerine nazaran yavaş yavaş bir girdabın içine girdik. Merkez bankası verilerine göre dolar 5 yılda 2 katından da daha yüksek seviyede. 5 sene hiç de uzun değil aslında. Konut fiyatları iki katına çıktı, emlak patladı diyoruz ama dolara göre yerinde sayıyor.

Aslında kur, enflasyon, faiz gibi göstergeler uzun vadeli ekonomik politika ve vizyonların sonucu. Hiçbiri bence bir anda patlamıyor. Süreç zaten buna itiyor. Benzetme yaparsak birisi yöneticinin bir lafına sinirlenip istifa ediyorsa aslında o anlık bir tepki değildir. Veya boşanmalar bir kavgayla olmaz. Muhtemelen bilinçaltında günlerdir çeşitli açılardan memnun olmadığı noktalar vardır ve birikimin patlamasına neden olmuştur. 3-4 yıldır artık söylemekten usandığım konuların patlaması olarak görüyorum son günlerdeki gelişmeleri ve maalesef hiç şaşırtmıyor.

2001 yıllarında kamunun borcu daha fazla olabilir. Bu açından avantajlıyız ancak inanılmaz bir bireysel ve özel sektör borçlanması var. Borçlanma her ekonomi de olabilecek doğal bir süreç ancak biz neden borçlandık? Lüks araba, lüks ev, ithal mobilyalar, tabletler, müthiş bir ithalata dayalı harcama üzerine. Hangisinin uzun vadede ülkeye geri dönüşü olacak? Eğer borçlanmayı üretime, argeye, teknolojiye yeni sektörlere yapsak o zaman borçlanma hiç dert değildi ancak şimdi büyük problem.

İki aile babası maaşlarına göre aylık ödemesi yüksek olan kredi çeksin. İlki bu krediyi daha yeni bir araba, cep telefonu vs vs gibi lükse dayalı ve geri dönüşü olmayan şeylerde harcasın. İkincisi ise aldığı parayla riski dağıtarak yatırım için kullansın. Günü geldiğinde ilkinin zora gireceği ve borçlandığı için de ikinci bir borçlan-yatırım yap-kazan şansının olmayacağı belli. İkinci babanın borcu olsa da yatırımların meyvesini verecek.

Velhasılı Amerika krizi gelişmekte olan ülkelere müthiş bir fırsattı. Dünyada dolar ve kredi bolluğu yaşandı. Ancak şahsi kanaatim biz bu fırsatı mantıklı bir üretim-arge stratejisi yerine sadece belirli kesimi müthiş zengin eden rant üzerine dayalı emlak ve ithalat ürün pazarında yedik.

Dediğim gibi 2001 de özel sektör ve bireysel borçlanma bu kadar değildi. Batsa da borçlanarak ayağa kalkma imkanı vardı. Ayrıca türk kültüründen gelen yastık altı birikimlerde mevcuttu. Şu an bırakın birikimi toplum 5-10 yıllık kazanacağı parayı bile harcadı şimdiden.

Günümüzde insanlar çok kısa sürede müthiş paralar kazanmanın tadına vardı. İmarın nereden geçeceğini bilen tarla alarak bir gecede %1000’leri aşan karlar elde etti. ( ilk ağızdan duyduğum çok örnek var). Böyle bir durumda üretime-argeye-yatırıma insanlar enayilik gözüyle baktı ve maalesef bu zihniyet içimize işledi. Üretim-arge-teknoloji bunlar değerli değil ülkede. Yeteri kadar destek yok. ODTU Endüstri Mühendisliği bölümü mezun arkadaşlarımın bir grubu var. Yaklaşık 20 kişi kendi aralarında para toplayıp fon oluşturdular. Sonra yatırım yapıp iş kurdular dememi bekliyorsunuz ama hayır. Gittiler paranın tamamıyla ev aldılar. Ülkenin durumu bu maalesef.

2000 yıllarda lüks bizim için vazgeçilmez değildi ancak şu an teknolojinin de gelişmesiyle bazı harcamalar artık olmazsa olmaz. Yani sanal bir bolluk içinde yaşayan insanların bir anda kredi vs gibi finansmanların kesilmesiyle eski düzenini yitirebilme ihtimali daha derin bir sosyal soruna neden olabilir.”

BİR CEVAP BIRAK